![]() |
|
|||||
|
İSTANBULLU İÇMESUYU VE ATIKSU YÖNETİMİNDEN AÇIKLAMA
BEKLİYOR 04.02.2001 İSTANBUL BOĞAZI YAŞAMALI, İNSANLAR YÜZEBİLMELİ KAMPANYASI TÜDAV BASIN DUYURUSU İstanbul Boğazı, özellikle Asya yakası için, tam bir lağım kanalına dönüşmüştür. Boğaz'ın Anadolu yakasında herhangi bir arıtma tesisi olmadığı gibi, mevcut kanalizasyonu bir veya birkaç yerde toplayıp bunları derinsuya verecek bir deşarj sistemi de yoktur. Rahatsız edici bir koku, kıyıları, özellikle de kanalizasyonların açıktan aktığı koylar civarını sarmıştır. Mikrobiyolojik kirlenmeler nedeniyle yazın bu sularda yüzen insanlarımızın sağlığı da tehlikededir. Çeşitli kaynaklardan denize boşalan çamurlar, dipleri önemli ölçüde kaplamış, deniz canlıları son 20 yılda tür ve miktar olarak iyice azalmıştır. İstanbul Boğazı'nda her türlü uyarılarımıza rağmen usulsüz avcılık devam etmekte, deniz canlılarının nesilleri tehlikeye girmekte kökleri kurutulmaktadır. Boğazda orkinos, kılıç, kalkan avcılığı tarihe karışmıştır. Dalyanlar verimsizlikten kapatılmıştır. İstanbul Boğazı'nda başta tanker kazaları olmak üzere ciddi bir kriz yönetim planı bulunmamaktadır. Oysa artan gemi trafiği nedeniyle boğazlar her an yeni bir kazaya açıktır. Sayılan tüm bu olumsuzluklara dikkat çekmek, ilgilileri harekete geçirmek amacıyla TÜDAV, 'İstanbul Boğazı Yaşamalı, İnsanlar Yüzebilmeli' adında bir kampanya başlatmıştır. İlk etkinlik yeri olarak, bir zamanlar verimli balık yatakları içeren şimdi ise kokan Paşabahçe'nin İncirköy sahili seçilmiştir. 'İstanbul Boğazı Yaşamalı, İnsanlar Yüzebilmeli' kampanyası boğaz kıyılarında ve diğer sivil toplum kuruluşlarının da katılımıyla devam edecektir. Saygılarımızla, TÜDAV Kıyı Yönetimi Grubu
adına, İSTANBULLU İÇMESUYU VE ATIKSU YÖNETİMİNDEN AÇIKLAMA BEKLİYOR İstanbul' un su ihtiyacının %40'ını karşılayan, İstanbul'a getirilecek suların depolanacağı Ömerli Havzası içinde yapılaşmalara imkan veren yeni bir uygulama başladı. Bu uygulamayla havza içinde 10 hektarlık alana 250 m2'lik ve 6.5 m. yüksekliğinde konutlar yapılabilecek. Çevre sorunları açısından ciddi sorunlara neden olacak bu uygulamanın biran önce durdurulması gerekiyor. Bundan sadece iki yıl önce, Ömerli Havzası içindeki yerleşimlerin Barajı kirletmesini önlemek amacıyla Paşaköy biyolojik arıtma tesisi hizmete sokuldu. Paşaköy Elmalı sistemi her bir İSKİ abonesine yaklaşık 25 dolara mal olmuştur. Ayrıca, İSKİ aboneleri bu tesislerin işletme maliyeti olarak her yıl yaklaşık 5 milyon TL'lık bir bedel ödemektedir. Öyle ki abonelerin % 80-90'ının bu havzanın kirlenmesinde hiçbir sorumluluğu olmadığı hatta Ömerli'nin nerede olduğunu bilmediği halde. Görüleceği üzere su kaynaklarımızı önce kirletip sonra arıtıyor, faturayı ise herkese dağıtıyoruz. İSKİ İstanbul halkına yaptığı bu haksızlığa inat, Ömerli Havza'sının yeni villakondulara açıyor. Koruma alanları giderek daralan ve fiziksel ve biyolojik kaldırma kapasitesini aşan sorunlarla karşı karşıya bırakıyor. Sonra da ağaç dikme gösterileriyle sorunlar kapatılmaya çalışılıyor. İSKİ, ve diğer yetkili kuruluşlar içme suyu havzalarını korumalı, kaynaklarını başta denizlerin kirlenmesini önlemek için kullanılmalıdır. İstanbul Boğazı ve Marmara kıyıları mikrobiyolojik kirlilik alarmı vermektedir. Avrupa Birliği yüzme suyu kalitesinden binlerce kat fazla fekal koliform içeren İstanbul Boğazı sularında bu yaz da hiçbir uyarı yapılmaksızın insanlar yüzmeye devam edecektir. TÜDAV'ın başlattığı, "İstanbul Boğazı yaşamalı, insanlar yüzebilmeli" kampanyası, mevcut uygulamalarla "İstanbul Halkı artık atık su bedelini sorguluyor" sloganıyla devam edecektir. Kamuoyuna saygı ile duyurulur. TÜDAV Kıyı Yönetimi Grubu İSTANBUL BOĞAZI'NDA SON DALYANA ZİYARET
Bir zamanlar onlarca dalyan kurulan Boğaz'da bugün sadece Beykoz Dalyanı kalmıştır. Ve çok yakında bu dalyan da kapanacaktır. Boğaz kıyısında sayıları binleri bulan geleneksel balıkçıların çoğu süregiden olumsuzluklar nedeniyle balıkçılığı bırakmışlar, tur tekneleriyle Boğaz'da günübirlik tur yapmaya başlamışlardır. Yakın bir gelecekte Boğaz'da olta balıkçılığı da tarihe karışacak gibi görülmektedir. Tıpkı bir zamanlar Boğaz'da yapılan kürek yarışları gibi... Son yıllarda kirlenen denizin ve artan deniz trafiğinin en fazla mağdur ettiği kesim de geleneksel balıkçılardır. Her seferde sürdürülebilir kalkınma ve çevre yönetimini, yerli halkın güçlendirilmesini tavsiye eden Birleşmiş Milletler Kalkınma ve Çevre Programı Uzmanlarının (Yerel Gündem 21 maddeleri) ve uluslararası kamuoyunun da Boğaz'da yaşanan bu sosyal trajediyi dikkate alacağını umut ediyoruz. Beykoz Dalyanı önündeki etkinliğimiz 6 Mayıs Pazar günü saat 14:00'te başlayacaktır. Burada basın duyurusu dağıtılacak, süregiden yoğun deniz trafiğinin kıyı insanlarının sosyal yaşamına ve deniz ortamına verdiği zararlar açıklanacaktır. Zorlu koşullara rağmen balıkçılıktan vazgeçmeyerek, kazancını sandaldan ve dalyandan sağlayan balıkçılarımızı, bu eski geleneği sürdürebilmeleri için destekleyelim. Gelin İstanbul'u İstanbul yapan eski mesleklerinden
birinin daha ölmesine izin vermeyelim!
BÖLGESEL DENİZLER SEMPOZYUMU SONUÇ BİLDİRGESİ 18 ülkeden yaklaşık 200 kişinin katıldığı Bölgesel Denizler ve Sorunları adlı sempozyum Ataköy Marina'da yapıldı. İki gün süren toplantıda, Hazar Denizi, Karadeniz, Boğazlar, Ege Denizi ve Akdeniz oturumlarında bu denizlerin ekolojik, hukuki ve siyasi sorunları tartışılmıştır. Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi (ITLOS) yargıçları, Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) temsilcileri, yabancı gazetecilerin katıldığı ve 26 bildirinin tartışıldığı sempozyumda güncelliği nedeniyle özellikle Hazar Denizi ve Boğazlar oturumundaki konuşmalar ilgiyle izlenmiştir. Hazar Denizi'nin göl mü yoksa bir deniz mi olduğu, uluslararası deniz hukuku kurallarının bu alanda ne ölçüde uygulanabileceği, petrol yataklarının kıyısı bulunan ülkeler tarafından hangi oranda paylaşıldığı, Hazar Denizi'ndeki deniz kuvvetlerinin durumu, artan kirlilik, Hazar Denizi'nin ana sorunları olarak ortaya çıkarken bu coğrafyadaki sorunların şimdilik dondurulduğu ancak yakın gelecekte oldukça ilginç gelişmelere yol açacağı ifade edilmiştir. TÜDAV Hazar Denizi'ndeki biyolojik yaşamı incelemek üzere şimdiden bu bölgeye bir araştırma seferi düzenlemeyi planlamaktadır. Karadeniz oturumunda özellikle Tuna Nehri kökenli kirlenmenin boyutları irdelenmiş, tarımdan kaynaklanan azot ve fosfat yüklerinin yanında, sanayiden kaynaklanan kirliliğin bölgeye etkileri tartışılmıştır. Bunun için özellikle Orta Avrupa ülkelerinin Karadeniz'in korunmasına karşı daha duyarlı olunması istenmiştir. Boğazlar oturumunda Boğazların Karadeniz ile Akdeniz arasında biyolojik bir geçit rolü gördüğü, ancak deniz trafiği nedeniyle çeşitli şekillerde kirlendiği ve bozulduğu belirtilmiştir. Öte yandan Biyolojik Çeşitlilik sözleşmesine göre Boğazların korunması gereken hassas ekolojik alanlar olarak kabul edilmesi gereğinin altı çizilmiştir. Boğazlardan geçen gemilerden her yıl 3 ton zehirli karina boyasının deniz ortamına geçtiği ve bunların parçalanamayan - zor parçalanır atıklar olmasından dolayı İstanbul Boğazı'nın ileri derecede kirlendiği ifade edilmiştir. Önümüzdeki yıllarda tamamen yasaklanacak bu boyaların yerine neyin geçeceğinin ve çevresel etkisinin ne olacağının ise henüz bilinmediği de konuşmalara yansımıştır. Ege Denizi oturumunda Atina Üniversitesi'nden katılan Yunanlı konuşmacının sunumu ilgiyle dinlenmiştir. Gerek Yunanlı konuşmacı, gerekse yabancı konuşmacılar Ege'de iki ülkenin her alanda işbirliğinin önemine değinmişlerdir. Bu oturumda konuşan Hawaii Üniv. Hukuk Profesörlerinden Jon. M. Van Dyke ise, Ege'de karasularının belirlenmesinde eski Yunan diplomatı ve büyükelçisi olan Byron Theodoropoulos'un önerisini hatırlatmış her iki ülkenin karalarından itibaren 12 mil, adalar etrafında ise 6 millik bir karasuyu alanının her iki ülke için kabul edilebilir pratik bir çözüm olacağını belirtmiştir. Akdeniz Oturumunda ise Akdeniz'deki kirlenme sorunlarına dikkat çekilmiş, bu denizde her bir ülkenin Münhasır Ekonomik Alanlarının belirlenmesiyle kirlenmenin kısmen önlenebileceği ifade edilmiştir. Balıkçılık ve su altı kaynaklarının işletilmesine kadar o ülkeye hemen her türlü hakları veren münhasır ekonomik zon sınırları Akdeniz'de bilindiği üzere henüz oluşturulmamıştır. Bu konuda konuşan Hırvatistan temsilcileri kendilerinin Adriatik Denizi'nde yaptıkları ve üst organlara sundukları Hırvatistan münhasır ekonomik alanını tanıtmışlardır. Kapanış konuşmasında TÜDAV başkanı Prof.Dr. Bayram ÖZTÜRK konuşmacılara ve katılımcılara teşekkür etmiş, gelecek yıl yapacakları Boğazlar konulu uluslararası toplantı için herkesi tekrar burada görmek istediklerini belirtmiştir. Sempozyumun 3. günü Boğaz'da tekne gezisi yapılmış, Boğaz'ın fiziki, ekolojik ve sosyal yaşamına ait durumu yerinde gösterilmiştir.
Kıta sahanlığı konusu uzun yıllardan beri deniz bilimleriyle uğraşan değişik disiplinlerden uzmanlar için çalışma konusu olmuştur. Diğer yandan, kıta sahanlığı konusu ülkemizin Ege Denizi'ndeki hak ve menfaatlerinin korunması açsından yşamsal önem taşır. TÜDAV, bu konudaki boşlukları doldurmak, önümüzdeki günlerde gündeme taşınacak olan Ege Denizi'ndeki deniz kullanımı ve paylaşımı sorununa hazırlıklı olabilmek, bu konuda görüşler üretebilmek ve bunu uluslararası alanda sunabilmek için deniz hukukçuları, tarihçiler, hidrograflar, deniz jeologları ve jeofizikçileri, deniz biyologları ve balıkçılık uzmanlarından oluşan 6 kişilik komisyon kurmuş ve çalışmalara başlamıştır. Çalışmada ilk olarak bu konuda yapılan yurt içi ve yurt dışı araştırmaların derlenmesi, gözden geçirilmesi ve toplanması planlanmıştır. 2001 sonunda ise yapılan çalışmaların irdelenerek 2002 için yeni hedeflerin koyulması öngörülmektedir. TÜDAV'ın bu konudaki insiyatifi tamamen
" Teknik analiz ağırlıklı olup politik bir boyut içermemektedir.
|
|||||
Bu sayfa ile ilgili tüm soru ve
yorumlarınızı admin@tudav.org adresine
bekliyoruz.
|