social facebook   social twitter   social youtube

Dergimizin Yeni Sayısı

21 1a

Evrenin 7/10’u denizlerden oluşmuştur. Zaten yapılan köklü araştırmalara göre evrende ilk yaşam denizde başlamıştır. Deniz büyük bir mineral (organik olmayan madde) deposudur. İçerdiği minerallerin ¾’ü sodyum klorür, geri kalan bölümünün çoğunluğu magnezyum klorür ve sülfat olup, az bir kısmı ise kalsiyum, sodyum, potasyum sülfat, potasyum klorür, strosium karbonat, iyodürler, bromürler ve asit boriktir. Deniz yaşam için gerekli olan demir, bakır, çinko gibi, 92 eser element de içermektedir. Deniz suyunun içerdiği tüm maddeler biyolojik bir denge içinde bulunmaktadır. Deneysel olarak, denizin beş ana tuzunun oranlarının değiştirilmesi, başta Ph değişikliğine yol açarak, deniz suyunu toksik hale dönüştürüp, deniz içi yaşamı yok etmiştir. Ph kavramı, bir maddenin asitli veya bazlı kimyasal niteliğini belirtmek için kullanılan 14 basamaklı bir ölçektir. Asitlik derecesi 1 Ph’dan 7 Ph’ ya kadar giderek azalırken, bazlık derecesi 8 Ph’dan 14 Ph’ya kadar ters orantıda artmaktadır. Arada kalan 7 Ph nötr olup, maddenin asitli veya bazlı olmadığını belirtmektedir. Doğal deniz suyu Ph’sı 7,7-8,4 arası olup, 7,35 olan canlı varlık Ph’sına çok yakındır. Deniz suyu sadece mineral içeren bir sıvı değildir. Bitkisel ve hayvansal plankton( tek hücreli canlı) larla birlikte, zararsız bakteriler içeren, adeta kanın simgesi gibi, biyolojik karmaşık canlı bir sıvıdır. Deniz suyu oksijeni, kapalı koylarda ve derin denizlerde azalmaktadır. Temiz bir denizde, 760 mm cıva basıncında, deniz suyunun oksijen oranı en üst düzeyine erişmektedir. Değişik denizlerin tuz yoğunlukları da farklılıklar göstermektedir. Örneğin: Kızıl Denizde %o de 42, Karadeniz’de %o19. Orta, Güney Ege ve Akdeniz’de %o 36-38’dir. Deniz dibi çökeltileri radyoaktivite de içermektedir. Çok eski çağlardan beri, denizin sağlığa olan faydaları, hekimler tarafından bilinmesine karşın, kanımca var olan bu büyük nimetten, yeterince yararlanılmamıştır. Toplum genellikle kaplıca kürlerini benimsemiştir. Kükürtlü, soda klorürlü ve bikarbonatlı olarak üç ana gruba ayrılmış olan kaplıcalar, ayrıca sularının ısı derecelerine göre, sıcak, ılık (hipotermal) ve soğuk olarak da, sınıflandırılmışlardır. Soda klorürlü hipotermal bir kaplıca benzeri olan deniz, çok farklı özellikleriyle daha üstün bir tedavi gücüne sahip bulunmaktadır. Deniz suyu, çevresinin güneşi, rüzgarıyla birlikte, dip çamuru ve sahil kumuyla, değişik hastalıkların tedavisinde başarıyla kullanılmaktadır. 1876 yılında bu tedavi türüne (Thalassoterapi) adı verilmiştir.

                             
Ülkemiz 8330 km olan deniz sahil şeridimizle, eşsiz jeofizik zenginliklere sahiptir. Özellikle 2805 km uzunlukta olan Ege Denizimiz, thalassoterapiye en uygun bölgemizdir. Kışın gündüz hava sıcaklığı, yaklaşık 10-11 derece olan, saat 10-15 arası ısı farkı 5 dereceyi aşmayan ve nem oranı % 60’ın altında bulunan Orta ve Güney Ege kıyılarımız, evrenin, bu tedavi yöntemi için, en elverişli yörelerinden biridir. Maalesef çok değerli bu kıyılarımız artık thalassoterapi için gereken temizliğe sahip değildir. Bu durum denizlerimizin bilinçsizce, umursamadan bir çöplük gibi kullanılmasından ve özellikle, bazı sanayi artıklarının arıtılmadan denize salınmasından kaynaklanmıştır. Deniz kirliliğinin önemli bir bölümünü bu inorganik maddeler oluşturmaktadır. Ancak başta balık üretim çiftliklerinin yol açtığı organik deniz kirlilikleri daha az olmalarına karşın, bu kirlilikler deniz canlıları tarafından sürekli tüketildiğinden, doğal deniz yaşamının yozlaşma riski açısından, bizi kuşkulandırmıştır. Son yıllarda alınmaya başlanan önlemler ve çalışmalar oldukça olumlu sonuç vermeğe başlamış olsa da, henüz yeterli değildir.

Thalassoterapinin ayrıntısına girmeden önce, denize girmenin genel kuralları hakkında toplumumuzun bilinçlendirilmesi yerinde olacaktır. Denizlerden uzak bölgelerde yaşayan ve tatillerini, deniz kıyılarında geçirmeye gelen bireyler, en az ilk iki gün iklime uyum sağlayabilmek için denize girmemelidirler. İlk deniz banyosunun süresi erişkinler için 10, çocuklar için ise 5 dakika olmalıdır. Uygun giriş saati 10- 17 arasıdır. Denize yemekten 3 saat geçmeden girilmemelidir. Önce soğuk beden, güneşte terlemeden biraz ısıtılmalıdır. Denize ilk giriş anında, iç organ damarları genişleyerek, kısa bir titreme ve üşüme oluşturmaktadır. Kısa bir süre sonra, ikinci bir damar-sinir etkileşimiyle, iç organ damarları büzülmekte ve yüzeysel cild damarları genişlemektedir. Daha sonra solunum hızlanarak kan oksijenini arttırmakta ve kasların gücünü yükseltip, sindirimi uyarmaktadır. Yüzerken kişisel yapıya bağlı olarak, değişen belirli bir süre sonunda, ikinci bir titreme ve üşüme oluşmaya başlayınca, denizden hemen çıkılmalıdır. Yaş olarak, rüzgarda kalınmamalı, belirli bir süre beden hareketleri yaptıktan sonra, tercihen deniz suyundan daha soğuk bir suyla duş alarak kurunmalı ve bir saat süreyle de katı gıdalar yenilmemelidir. Dalgalı denizlerde, bedene çarpan dalgaların mekanik etkileri, hidrolik bir masaj oluşturduğundan faydalı olmaktadır. Metabolizma tıpta, bedensel enerjiyi sağlamak için oluşan, biyolojik ve kimyasal değişimlerin tümüne verilen addır. Deniz banyoları, temel metabolizmayı yükseltmekte, sinir sistemini ve guatr bezinin çalışmasını düzenlemektedir. Ayrıca deri solunumunu ve kan alyuvarlarının demirini arttırmakta, ürik asidi de düşürmektedir. Bu işlemlerin dışında, kalp kaslarını güçlendirerek, kalp atışlarını yavaşlatıp, kan dolaşımını da düzenlemektedir. 

Baş ağrıları, aşırı yorgunluk ve uyku bozuklukları ortaya çıkarsa, deniz banyolarına son verilmelidir. Aşırı kalp, solunum, böbrek yetmezlikleri olanlar, keratitli, konjonktivitli göz hastaları, veremliler, kulakları sürekli akanlar ve sinir krizi geçirenler denize girmemelidirler. Açıklanan bu doğal deniz banyosu, fiziksel etkili olup, thalassoterapinin ancak belirli bir bölümünü oluşturmaktadır. Özellikle küçük çocuklar için güneşte doğal olarak ısıtılmış, sıcak deniz suyu banyosu, thalassoterapinin en değerli yöntemidir. Bu yöntem hem fizik hem kimyasal etkili olup bilimsel adı (Hidro-termo-thalassoterapi) dir. Cilt yüzeyi ile sıcak deniz suyunun arasında oluşan değişim sırasında, deri tarafından deniz suyu mineralleri emilirken, bedendeki bazı zararlı maddeler de atılmaktadır. Bu olaya (trans-mineralizasyon) adı verilmiştir. Taze temiz deniz suyu, güneşte 35-36 derece kadar ısıtıldıktan sonra kullanılmaktadır. Thalassoterapi merkezlerinde, bu banyo süresi çocuklar için 15, erişkinler için 30 dakikadır. Yazın çocuklara bu uygulama aileleri tarafından da yapılabilir. Aç karnına çıplak olarak uygun boyutta bir bidona yerleştirilen çocuk, 36 dereceye kadar güneşte ısıtılmış temiz deniz suyu içinde 15 dakika tutulacaktır. Genelde, 20 günlük bir kür yeterli olmaktır. Sıcak deniz suyu duş olarakta uygulanmaktadır. Bu duş bir buçuk dakika sürede uyarıcı, 6 dakika sürede ise sakinleştirici etki göstermektedir. Sıcak deniz suyunun kompres niteliğinde bazı cilt yaralarına uygulanmasına, hidrokineziterapi adı verilmektedir.

Bedenimizdeki izotonik adı verilen fizjiolojik su, %o 9 tuz içermektedir. %o 9 daha yüksek oranda tuz içeren sulara hipertonik, %o 9’dan daha az oranda tuz içeren sulara da hipotonik adı verilmektedir. Yerel olarak doğal deniz suyu bazen sıcak veya soğuk halde kullanıldığı gibi, bazen de iki değişik oranda sulandırılarak izotonik ve hipotonik olarak da kullanılmaktadır. Bu uygulamalar gargara, damlatılma, püskürtme ve lavaj niteliğinde uygulanmaktadır. Miğde asidi yetersizliği gibi, bazı sindirim bozukluklarında deniz suyu, içme kürü halinde kullanılmaktadır. Isıtılmış deniz suyunun özel bir aygıtla nokta halinde püskürtülmesine hidro-akapunktur adı verilmektedir. Bu yöntem diş etleri yangılarının tedavisinde uygulanmaktadır. Sıcak deniz kumu (psammoterapi) ve sıcak deniz çamuru (fangoterapi), özellikle romatizmal eklem hastalıklarında başarıyla uygulanmaktadır. Felçli bazı kronik göğüs hastalarının, ılımlı bir iklimde, denizden karaya doğru esen hafif rüzgarlı günlerde, rüzgar yönüne karşı yan yatırılarak, bol ozon içeren hava solumalarını sağlayan tedavi yöntemine anemoterapi adı verilmektedir.

Depresyon geçiren, sinirleri yıpranmış hastalara, elverişli meteorolojik koşullarda, yelkenli tekneyle, sessiz ve sakin ortamda yaptırılan bir mavi yolculuk, çok olumlu sonuçlar vermiştir. Uzaydan dönen astronotların balığa çıkarılmaları da bilinçle yapılmış olup, bir rastlantı değildir. Özetleyecek olursak, Thalassoterapi, önemli doğal bir tedavi yöntemidir. Deri, kan, sindirim ve sinir sistemi hastalıklarında, hormonal ve alerjik bozukluklarda ve özellikle, romatizmalı hastalarda olumlu sonuçlar vermektedir. Tıpta bu konu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim dalının, özel bir bilim dalı olan Hidro-Klimatoloji Bilim dalını ilgilendirmektedir.

Ben yaşamının önemli bir bölümünü, hala denizlerde geçiren bir kaptan, araştırmacı balıkçı, mavi- yeşil renklere hayran, çevreci eski kara avcısı olan, bir tıp öğretim üyesi olarak, bu konuya sürekli ilgi duydum. Geçmiş yıllarda, değişik kongrelerde, bildiriler sunarak, ülkemizin bu eşsiz jeofizik olanaklarından yararlanılmasının gereğinin üstünde durdum. Kanımca yapılacak ilk iş, denizlerimizin ve deniz kıyılarımızın temizliğini sağlamak olacaktır. Günümüzde belki Thalassoterapi hakkında yeterli bilgi sahibi bile olmadan, deniz kirliliğine karşı yılmadan, savaş vermeğe çalışan tüm çevreci kuruluşlarımızı içtenlikle kutluyor, azimle sürdürdükleri bu çalışmalarını candan destekliyorum.    

Deniz postasına gelen yazılar, vakfımıza gönderilen ve geniş kitlelerce okunmasında, bilinmesinde ve öğrenilmesinde fayda görülen deniz konularıyla ilintilidir. Gönderilen ve seçilerek siteye konulan yazıların her türlü sorumluluğu yazarlara aittir.  

Go to top